Bu yazıyı sessiz sakin bir Pazar sabahı, Balat’tan yazıyorum.

Bir pazartesi günü, sabaha karşı uyku ve uyanıklık arasında son on seneyi düşünmeye başladım.

Ve üzerinden yüzlerce pazartesi geçti.

Karşılaştığım, iletişimde olduğum binlerce insanın arasında imrendiğim, bazen davranışlarını kestiremediğim, cesaretine ve yaratıcılığına hayran kaldığım, beni en çok şaşırtanlar kimler?

Kimlerden etkileniyorum en çok?

Kimler beni sürekli ileri taşır, zaman zaman da en eski çağlara savurur?

Dünya üzerindeki yolculuklarında en çok kimler bizlerden farklıdır?

Sonra bizlere zorla dahil olurlar.

Peki, anlama ve anlaşılma yolculuğumda en çok kimlere ihtiyacım oluyor?

Ailemi, öğretmenlerimi, büyük öğretileri, dostlarımı, yolculuklarım boyunca tanıdığım yoldaşlarımı, kök salarken ağlar ördüğüm insanları, aşklarımı, birlikte simit yediklerimi, birlikte şarkı söylediklerimi, rastlantılarımı, aynı gökyüzünde gözlerimin kesiştiği insanları, bilim, sanat, teknoloji yolunda hayranlıkla izlediklerimi, var oluşumu anlamlı kılan, belleğim yettiğince hatırladığım herkesi düşünüyorum.

Hatırlıyorum, büyümek istemeyen bir çocuktum,

Ardından yetişkin olmak zorunda kalan bir çocuk oldum.

Ve artık birazcık biliyorum ama bir çocuk kadar eminim ki; ben çocukken, yetişkinliğimde de en çok çocuklardan öğrendim.

En küçük adımlarla, en büyük derslerimde, öğrenmelerimde, yolculuklarımda onlar hep yanımdaydı. Deneyimlerine, şaşkınlıklarına hayran kaldım.

Binlercesi ile tanıştım.

Onlar bana sarıldıkça; dünyam büyüdü, yaşlarımızı birleştirdim.

Düşünün binlerce çocuk; soruları, merakları, becerileri, düşleri, kırıklıkları, hayatları, aileleri ve onların hikayeleri, geleceğin kurucuları yani şimdinin ataları!

Ben en çok çocuklarla hayaller kurdum, ne zaman bir çıkmaza girsem çocuklar bana bir yol gösterdi.

 

30 yıllık hayatımın son 8 yılı çocuklarla birlikte geçiyor.

Van’dan İstanbul’a kadar farklı okullarda çalışmış, ülkemizi bucak bucak gezmiş bir insan olarak “öğretmenlik” kavramı hem fiilen hem de zihniyet olarak benim için anlamını yitirdi.

Zamanla kendimi “öğretmen” değil çocukların öğrenmelerini, deneyimlerini kolaylaştıran; sanat, bilim ve teknoloji yoluyla evreni ve yaşamı anlamalarına, bugünün ve geleceğin demokratik dünyasını kurmalarına eşlik eden bir “eğitimci” olarak görmeye başladım.

Eski adıyla “Resim” şimdinin adıyla “Görsel Sanatlar” eğitimcisiyim.

Benim büyük misyonum; çocuklarla daha iyi iletişim kurulmasını sağlamak, çocuklarla birlikte değişen eğitim ve öğrenme anlayışı ortaya koymak.

Ve onlara güvenmek, onları anlamak.

Peki bütün bunları düşünürken ve yüzlerce pazartesi sonrasında neler oldu?

Eğitimle ilgili yazılar, gazeteler, facebook mesajları ve daha neler neler var etrafımızda.

Her gün televizyon kanallarında doktorlar, akademisyenler, şovmenler, finansçılar, sağlıkçılar, siyasetçiler, çiftçiler, sanayiciler, özel okul sahipleri, bakanlık temsilcileri, sanatçılar ve daha nice kimseler eğitimle ilgili konuşuyor, herkesin bir fikri var ve ona göre en doğrusu da bu fikir.

Yetişkinler olarak eğitimi çözüm olarak değil de sorun olarak konuştuğumuz için sürekli birbirimize soruyoruz; “Nasıl olmalı bu işler?” diye.

Sormayı unuttuğumuz birileri var oysa: Bu çözümü asıl bulacak olan çocuklar.

İşte Hayal Gücü Merkezi, benim çocuklara “İnsanların akranlarıyla birlikte sorup, keşfedip, üretim yapabileceği yeni nesil öğrenme sistem, mekân ve anlayışı nasıl olmalı?” diye sormam ve ihtiyaçlarından yola çıkarak bunları onlarla birlikte tasarlamamızla başladı.

Sonrası,

Çocukların;

Soruları, merakları, oyunları, ekip çalışmaları, topluluk kurmaları…

Kendilerini, beni, bir okulu değiştirmeye başlamaları.

Sonra bizim ortak dünyamız.

Meraklarından üretebilen, birbiri ile öğrenen, birbiri ile değerlendiren çocuklar…

Evrenin Çaylakları, Macera Birliği, Hayal Gücü Merkezi Orkestrası…

Yapabilirim (beceri) odaklı çalışma grupları,nice organik örgütlenmelerin ortaya çıktığı bir yer.

Hayal Gücü Merkezi; bir devlet okulunun bodrum katından doğmuş,okulun içinde ama okuldan “özerk “yani okul olmayan öğrenme ve deneyim mekânı aslında.

Çocuklar burayı ortak akılları, ihtiyaçları, becerileri ve elleriyle tasarladı.

Ben yalnızca kolaylaştırıcı ve rehberdim.

Ve tüm çalışmaları not edip, teorize ederek, okul öncesinden, fen bilimlerine farklı branşlardan eğitimci arkadaşlarımla paylaştım.

Hayal Gücü Merkezi;

Soru Merak Kütüphanesi ile ne öğrenmek istediklerini çocuklardan öğrenen, Öykü Tabanlı Öğrenme ile sorularını meraklarını masallaştıran, Yapabilirim Meclisi ile çocukların becerilerinin ve ihtiyaçlarının haritalanmasını sağlayan, Üreterek Öğrenme ile sorusundan, meraklarından yola çıkıp soran, keşfeden ve üreten çocuklarla sürüp giden bir anlayış, sistem ve mekan.

Buradan yola çıkarak tasarlanan yöntem, teknik ve sistemi bir düşünün.

Çocuklarla birlikte keşfettik, isimlendirdik ve nihayet insanlarla paylaştık, paylaştıkça çoğaldı Hayal Gücü Merkezi. Çocukların ihtiyaçlarını, meraklarını, sorularını, becerilerini odağa alan bir öğrenme anlayışı, sistemi ve mekanı olabilmek için ülkeye yayılmaya karar verdik. Ülkemizin değerli sosyal girişim platformlarından birisi olan İmece’yi kazandık ve büyümeye başladık. Konferanslarda, konuşmalarda, sosyal inovasyon çevresinde, sosyal girişimcilik dünyasında yer almaya başladık ve nihayetinde “çocukların rehberliğinde” dönüşen kişisel yolculuğum artık bir topluluğun çoğul hikayesi haline geldi…

Hayal Gücü Merkezi olarak yapmak istediğimiz şey çocuklardan aldığımız bu muazzam güç ve ilhamla Türkiye’den doğan bir anlayış olarak Dünya’ya iz bırakmak ve çok iyi biliyoruz ki şimdinin çocukları gelecekteki her şeyin ataları. işte bu yüzden gelecek için daha umutlu, hevesli ve saygılıyız.

Her şey çok güzel olacak, nereden mi biliyorum?

Çocuklara sordum.

 

Yazan: Emre Alettin Keskin, Kurucu